Belém’deki şehir silueti, COP30’un ev sahibi Amazon bölgesindeki kent yaşamını yansıtıyor. 10–21 Kasım 2025’te Brezilya’nın Amazonda yer alan Belém kentinde toplanan COP30’un temel amacı, Paris Anlaşması hedeflerine uygun olarak iklim eylemlerini hızlandırmak. Bu zirvede ülkeler 1,5°C sınırını korumak için yeni emisyon kesintisi taahhütleri (güçlendirilmiş NDC’ler) sunacak, fosil yakıtlardan çıkışı planlayacak ve özellikle ormansızlaşmaya karşı taahhütlerini artıracak . Ev sahibi Brezilya için Amazon’un korunması ön planda: Başkan Lula, konuşmasında “planlı bir şekilde ormansızlaşmayı tersine çevirecek” yol haritalarına ihtiyaç olduğunu vurguladı. Böylece COP30, benzer zirvelerden farklı olarak tarihi Paris Anlaşması’nın 10. yıldönümünde gerçekleşiyor ve iklim diplomasisinde dönüm noktası olması bekleniyor .
NDC Güncellemeleri ve Ülkelerden Beklenen Adımlar
Paris Anlaşması gereği 2025 sonunda tüm taraflar, beş yıllık periyotlarla güncelledikleri “Ulusal Katkı Beyanları”nı (NDC) Birleşmiş Milletler’e sunacak . COP30’a kadar 101 ülke yeni NDC taahhüdü yapacağını açıkladı ve 62’si resmi beyanlarını teslim etti . Bu güncellemelerde amaç, 2030 ve 2035 hedeflerinin güçlendirilmesi, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği artışı ile fosil yakıtlardan hızlı çıkışın planlanmasıdır. Zira mevcut planlar hayata geçse bile, 2035 itibariyle küresel emisyonların 2019’a göre yalnızca %19–24 azalacağı; oysa 1,5°C hedefi için yaklaşık %60 düşüş gerekli . Dolayısıyla COP30 müzakereleri, bu “hedef açığını” kapatacak somut adımların (daha sıkı kesinti hedefleri, temiz enerji yatırımları vb.) atılmasını sağlayacak bir yol haritası üzerinde yoğunlaşıyor . Küresel Emtia Açığı Raporu da mevcut taahhütlerin sıcaklık artışını 2,3–2,5°C’ye çıkartacağına işaret ederek daha iddialı NDC’ler çağrısı yapmıştır.
Yerli Halkların Katılımı, Talepleri ve Eylemleri
COP30’da yerli halklar aktif bir rol oynuyor. And Dağları’ndaki buzullardan Amazon nehrine uzanan bir serüvenle Belém’e gelen yerliler, törenler düzenleyerek topraklarında söz sahibi olmak istediklerini ilan ettiler. Örneğin Guatemala’dan Lucia Ixchiu, “Topraklarımızın artık kurban edilmemesini” ve maddi kaygılar dışında yaşam biçimlerinin korunmasını talep etti. Yerliler ayrıca kutsal sunularla (“pachamama” geleneği) Amazon’a saygı göstererek zirveye spiritüel bir mesaj da ilettiler. Bu talepler COP30 etkinliklerinde de yankı buldu: Yüksek Düzeyli Adaptasyon Oturumu’nda konuşmacılar, ulusal uyum planlarına yerli bilgi sistemlerinin ve doğrudan finansman mekanizmalarının entegre edilmesinin iklim hedeflerini gerçekleştirmede “hayati” olduğunu vurguladı. Kanıtlar, yerli halkların yönettiği arazilerde ormansızlaşma hızının diğer bölgelere göre yarı oranında daha düşük olduğunu gösteriyor. Bu nedenle COP30’da yerli halkların toprak haklarının garanti altına alınması, karbon yutaklarının korunması ve iklim fonlarına doğrudan erişim sağlaması temel talepler arasında yer alıyor. BM Genel Sekreteri Guterres de konuşmasında “Yerli halklar bu geçişte öncü” diyerek bilgileri ve katılımlarının “yaşanabilir bir gezegenin yolunu aydınlattığını” belirtti. COP30’un “Köy” alanında binlerce yerli temsilcinin ağırlanması, bu sesleri uluslararası müzakere masasına taşımak için benzeri görülmemiş bir fırsat oldu.
Amazon yağmur ormanları, COP30’un kritik konuları arasında. Ormansızlaşma, iklim krizini hızlandıran ana faktörlerden biri; 2024’te küresel emisyon artışının %53’ü toprak kullanımı ve ormansızlaşmadan kaynaklandı. Host ülke Brezilya’da son yıllarda uygulanan güçlü önlemler sayesinde Amazon’daki ağaç kesimi %50 azaldı ve ülkenin toplam emisyonları düşüşe geçti. Ancak Amazon hâlâ kritik eşikte: Amazon Havzası’nda “geri dönülemez eşiğe” yaklaşıldığı uyarısı yapılıyor, aksi halde bölge kuruyup savanaya dönebilir . Bu kaygıları destekleyen bir diğer boyut da su krizidir. Amazon, dünyanın en büyük tatlı su havzalarından biridir ve Amazona akan suların yaklaşık yarısı And Dağları buzullarından gelir. Bu buzullarda 1980’lerden beri %30–50 oranında erime gözlendi. Bu yüzden COP30’da su kaynakları da ön plana çıkarıldı; Su Enstitüsü (SIWI), liderlere “iklimin su krizi olduğunu” hatırlatarak “Su, COP30’da iklim eyleminin merkezine oturmalı” mesajı verdi. Nitekim zirvede sel, kuraklık ve su güvenliği gibi etkilerin göstergesi sayılacak hedef ve göstergeler belirlenmesi tartışıldı. Kısacası, Amazon’un orman ve su ekosistemlerinin korunması COP30 gündeminde kilit bir yer tutuyor.
COP30’da Öne Çıkan Tartışma Konuları ve İlerleyecek Gündem
COP30 müzakerelerinde birçok kritik konu ele alınıyor. Şu başlıklar özellikle öne çıkıyor:
- Küresel Adaleti Canlandırma: Paris ruhunu yeniden yakalamak için COP30’un “adil, kapsayıcı bir eylem on yılı başlatması” hedefleniyor. Gelişmiş ülkelerden daha fazla uyum ve kayıp-zarar fonu sözü alınması, iklim değişiminden en çok etkilenen ülkelere destek sağlanması başta olmak üzere “iklim adaleti” vurguları yapılıyor. Bu kapsamda, finansman ve teknolojinin geçmişteki taahhütlere uygun sağlanıp sağlanmayacağı takip edilecek.
- Emisyon Kesintileri ve 1,5°C Hedefi: Küresel Emisyon Açığı Raporu’na göre mevcut taahhütler ısı artışını 2,3–2,5°C’ye çıkaracak. COP30’da ülkelerin bu boşluğu nasıl kapatacaklarını göstermeleri bekleniyor; yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve metan kesintileri gibi önlemlerin hızlandırılması gündemde.
- Adaptasyon ve İklim Finansmanı: Gelişmekte olan ülkeler, 2035’e kadar yıllık ~310 milyar ABD Doları adaptasyon finansmanı ihtiyacı duyuyor. COP30, COP29’da anlaşılan 300 milyar dolarlık yıllık iklim finansmanı hedefine ulaşma yol haritası (“Baku’dan Belém’e”) ve yeni uyum finansmanı hedeflerinin belirlenmesi için zemin hazırlıyor. Küresel Adaptasyon Hedefi için erken uyarı sistemleri ve su gibi önemli unsurlara dair gösterge çerçeveleri üzerinde çalışılıyor.
- Tropikal Ormanlar ve Finansman Yenilikleri: Brezilya’nın öncülüğünde “Tropikal Ormanlar İçin Sonsuza Dek Fonu” (TFFF) kurma girişimi COP30’da tartışılıyor. Amaç, büyük fonlar oluşturarak Amazon başta olmak üzere tropikal yağmur ormanlarını finansal olarak korumak. Buna ek olarak, COP30 Liderler Zirvesi’nde duyurulan “Arazi Kullanımında Yerel Halk Taahhüdü” gibi yeni mekanizmalar, 2030’a kadar belirli miktarda yerli toplum mülkiyeti tanımayı hedefliyor. Bu tür adımlar, COP30’u orman koruma ve arazi hakları açısından önemli bir eşik haline getirebilir.
- Enerji Dönüşümü ve Adil Geçiş: Yine COP28’de alınan yenilenebilirleri üçe katlama kararından hareketle, COP30’da enerji dönüşümü, kömürden çıkış planları ve “Belém Eylem Mekanizması” çerçevesinde adil geçiş konuşuluyor. Hem yeni finansman araçlarıyla fosil yakıtlar kademeli olarak terk edilecek hem de işçilerin ve kırılgan grupların korunması için politikalar şekillenecek.
Türkiye’nin Pozisyonu, Katılımı ve Etkileri
COP30, Türkiye açısından da önemli bir dönemeç. Türkiye, 2053 net-sıfır hedefini doğrulamış ve 2035 için 643 milyon ton CO₂eşdeğer salım hedefi açıklamıştır. Ancak bu “hedef”, 2023’e göre %16’lık bir emisyon artışını öngörmektedir; uzmanlar böyle bir senaryonun 1,5°C hedefiyle uyumsuz olduğunu vurguluyor. Öte yandan, Türkiye yenilenebilir enerji kapasitesini hızla artırıyor (2024’te güneş enerjisi üretimi %39 artış göstererek toplam elektrik üretiminin %7,5’ini oluşturdu). Cumhurbaşkanı Erdoğan da COP30 öncesinde yenilenebilirlerin payını %60’a çıkardıklarını ve elektrikli araç yatırımlarının desteklendiğini duyurdu.
Türkiye’nin COP30 delegasyonunda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Çevre Bakanı Murat Kurum gibi üst düzey isimlerin yanı sıra sivil toplum, belediye ve iş dünyası temsilcileri de yer aldı. Zirveyle aynı zamanda Türkiye, 2026’da ev sahipliği yapacağı COP31’e aday olduğunu duyurdu. Bu bağlamda uzmanlar, Türkiye’nin uluslararası arenada güven kazanmak için COP30’ta iklim taahhütlerini güçlendirmesi gerektiğini belirtiyor. WWF Türkiye’ye göre beklenen adımlar arasında NDC hedeflerinin artırılması, fosil yakıtlardan çıkış takvimlerinin belirlenmesi ve ekosistem korumasına öncelik veren politikaların ortaya konması var.
Türkiye’nin nasıl etkileneceğine gelince, zirveden çıkacak kararlar iklim finansmanı, teknoloji transferi ve küresel emisyon azaltım çabalarının düzeyini belirleyeceği için dolaylı etkilere sahip olacak. Örneğin gelişmiş ülkelerin finansman taahhütleri gelişmekte olan ülkeler için yeni kaynaklar yaratırsa Türkiye bu destekten yararlanabilir. Öte yandan küresel karbon fiyatlaması veya kısıtlamalar ciddi bir katalizör olabilir; bu durumda Türkiye’nin düşük karbonlu ekonomiye adaptasyonu daha da hızlanmak zorunda kalacak.
Sonuç: COP30 Neden Bir Eşik?
COP30, yalnızca yıllık bir iklim zirvesi olmanın çok ötesinde. Amazon’un kalbinde gerçekleşmesi, yerli halkların sesinin bu kez daha görünür olması, Paris Anlaşması’nın 10. yılında NDC’lerin yeniden masaya yatırılması, küresel sıcaklık sınırının hızla yaklaşması… Tüm bunlar COP30’u bir “uyarı levhası” hâline getiriyor. Zirve, dünyanın politik ve ekonomik önceliklerini yeniden tanımlayacak bir dönüm noktası niteliğinde. Ancak nihai başarı, yalnızca hükümetlerin vereceği kararlara değil; şehirlerin, yerel toplulukların, sivil toplumun, iş dünyasının ve bireylerin ortak sorumluluğuna bağlı. Amazon’un geleceği, Türkiye’nin kuraklık riskleri, kentlerin dayanıklılığı ve gezegenin yaşam desteği; hepsi aynı hikâyenin parçaları. COP30 bize şunu hatırlatıyor: İklim krizi bölgesel bir sorun değil, ortak bir kader. Ve bu kaderi değiştirme gücü, hem masadaki karar vericilerde hem de gündelik hayatlarımızda saklı.
