Yeşil Tüketim Yanılsaması: Az Almak Neden Hâlâ En Etkili Seçim

Son yıllarda “yeşil” etiketli bir şey satın aldığımızda içimizde küçük bir rahatlama hissi oluşuyor. Sanki doğru tarafta durmuşuz, gezegen adına görevimizi yapmışız gibi. Bez çanta, bambu diş fırçası, cam pipet… Hepsi iyi hissettiriyor.

Bu duygu bu kadar yaygın çünkü sistem bize tam olarak bunu vaat ediyor: Tüketmeye devam et, ama vicdanın rahat olsun. Zor kararlar vermeden, alışkanlıklarını sorgulamadan, sadece “doğru ürünü” seçerek iyi bir birey olabileceğin fikri çok cazip. Ve ne yazık ki çoğu zaman yanıltıcı.


Greenwashing Neden İşe Yarıyor?

Greenwashing’in en güçlü yanı, vicdanı hızlıca rahatlatması. Plastik şişe yerine “eko” etiketli bir ürün aldığında, sorunun bir parçası değil çözümün bir parçası olduğuna inanmak istiyorsun. Çünkü kimse bilerek zarar verdiğini düşünmek istemez.

Bir diğer neden hızlı çözüm vaadi. İklim krizi, atık sorunu, kaynak tükenmesi gibi büyük meseleler karşısında “alışveriş yaparak çözüm” fikri kolay geliyor. Sistemsel dönüşüm, politik baskı ya da alışkanlık değiştirmek zor; ama sepete bir ürün eklemek çok basit.

En kritik nokta ise suçluluğun bireyselleştirilmesi. Sorun üretim, lojistik ve ambalaj sistemlerinde başlasa bile, çözüm bireyin tercihine indirgeniyor. Böylece asıl sorumlular görünmez hale gelirken, birey “doğru ürünü seçmezse” suçlu hissediyor.


Neden Sürekli Yeni ‘Yeşil’ Ürünler Var?

Çünkü tüketim büyümeden mevcut ekonomik sistem durmuyor. Daha az satın aldığımız bir dünyada, şirketlerin kâr modeli ciddi şekilde sarsılıyor. Bu yüzden “daha az tüket” yerine “daha yeşil tüket” mesajı öne çıkıyor.

Yeşil ürünler aynı zamanda yeni bir pazar demek. Eskiden plastik şişe satan marka, şimdi “geri dönüştürülmüş plastikten” şişe satıyor. Eski ürün değişmiyor, sadece anlatısı değişiyor; hatta çoğu zaman fiyatı artıyor.

Market raflarında bunun sayısız örneği var. Hâlâ tek kullanımlık olan ama “doğal”, “eko”, “bio” kelimeleriyle süslenen ambalajlar görüyoruz. Sorun ürünün rengi değil, hâlâ tek kullanımlık olması; ama bu detay genellikle gözden kaçırılıyor.


Az Tüketmek Neden Radikal?

Çünkü az tüketmek, sistemin en temel varsayımına ters. “Sürekli al, sürekli yenile” döngüsüne katılmamayı seçiyorsun. Bu da görünürde pasif ama etkisi büyük bir duruş.

Yeni bir şey almamak Instagram’da paylaşılmıyor, alkış toplamıyor. Kimse “Bu ay hiçbir şey satın almadım” diye sponsorlu içerik üretmiyor. Ama tam da bu görünmezliği yüzünden güçlü.

Az tüketmek aynı zamanda hız kültürüne de bir itiraz. Hemen sahip olma, hemen değiştirme, hemen vazgeçme refleksini yavaşlatıyor. Bu yavaşlama hem bireysel hem çevresel olarak ciddi bir fark yaratıyor.


Gerçekten Ne İşe Yarıyor?

Sahip olduklarını kullanmak, en etkili ama en sık göz ardı edilen adım. Dolapta duran ama “artık sıkıldım” diye giyilmeyen bir kıyafet, yeni alınan bir “sürdürülebilir” üründen çok daha az zararlı. Çünkü en çevreci ürün, zaten üretilmiş olandır.

Onarmak da benzer şekilde güçlü bir eylem. Küçük bir tamirle devam edebilecek bir eşyayı atmak yerine onarmak, hem atığı hem yeni üretim ihtiyacını azaltır. Eskiden normal olan bu davranış, bugün neredeyse radikal kabul ediliyor.

Paylaşmak ise tüketimi bireysel olmaktan çıkarır. Matkap, kamp ekipmanı, çocuk eşyası gibi nadiren kullanılan şeyleri herkesin ayrı ayrı satın alması yerine paylaşmak, gerçek bir kaynak verimliliği sağlar. Bu, “yeşil ürün” almaktan çok daha sistemsel bir çözümdür.

Alışverişi yavaşlatmak da kritik. Bir ürünü almadan önce beklemek, ihtiyacın gerçek mi anlık mı olduğunu anlamaya yardımcı olur. Çoğu zaman birkaç gün sonra o isteğin kendiliğinden geçtiğini fark edersin.


Belki de asıl mesele, ne kadar “yeşil” olduğumuz değil. Ne kadar durabildiğimiz, neyi gerçekten sorgulayabildiğimiz.

Belki de soru şu değil:

“Daha yeşil ne alabilirim?”

Asıl soru şu:

“Gerçekten buna ihtiyacım var mı?”

Ve bu soru, düşündüğümüzden çok daha dönüştürücü.

Yorum bırakın