Yerel üretim ve yeşil lojistik neden önemli?
Şehirlerde yediğimiz domatesin, market rafına gelene kadar yüzlerce kilometre yol yaptığını hiç düşündünüz mü? Çoğumuz gıdayı sadece “tarlada” ve “mutfakta” hatırlarız; aradaki esas yük ise yolda taşınır. Soğuk zincirden bağımsız bile, her taşıma ve dağıtım süreci ciddi bir yakıt tüketimi demektir. Bu yakıt da sadece karbondioksit değil, şehir havasını bozan azot oksitler ve partikül madde olarak da geri döner. Küresel ölçekte gıda sisteminin toplam sera gazı emisyonlarındaki payı %21–37 arasında; bunun önemli bir kısmı da taşımacılıktan kaynaklanıyor. Yani tabağımızdaki domates, sadece kırmızı rengiyle değil, görünmeyen bir karbon gölgesiyle de soframıza geliyor.
“Gıdanın Yolculuğu” Sandığımızdan Daha Uzun
Bir domates üreticiden hal’e gider, oradan bölgesel dağıtım merkezine taşınır, yeniden paketlenir, başka bir araca yüklenir, markete ulaştırılır. Ve bu döngü böyle sürer. Yolda yapılan her transfer yeni bir yakıt tüketimi, yeni bir emisyon anlamına gelir. Üstelik mesele yalnızca “kaç kilometre yol yapıldı” değil. Şehir içinde kullanılan güzergâhın eğimi, trafik yoğunluğu, dur-kalk sayısı gibi faktörler bile karbon salımını belirler. Yani gıdanın yolculuğu mesafeden ibaret değil; hangi yoldan ve nasıl bir seyahatle geldiği de çok önemli. Bu nedenle lojistik süreçleri, “gözden uzak” oldukları için çoğu zaman atladığımız en büyük iklim meselelerinden biri haline geliyor.
Yerel Üretim: Karbonu Kısaltmanın En Doğal Yolu
Yerel üretim bu uzun zinciri kısaltmanın en doğal, en doğrudan yolu. Şehrin çevresindeki köylerden gelen ürün, Antalya’dan veya Mersin’den taşınana kıyasla hem çok daha kısa bir mesafe kat ediyor hem de çok daha az emisyon yaratıyor. Benim Eskişehir üzerine yaptığım çalışmada bu fark açıkça görüldü: gıdanın uzak illerden taşınması yerine yerel kaynaklardan sağlanması, sera gazı salımlarını %50’ye kadar düşürebiliyor. Yani bu sadece teorik bir argüman değil, sahadan gelen somut bir sonuç. Ayrıca yerel üretim; üreticiyle tüketici arasındaki bağı güçlendiriyor, aracılık maliyetlerini azaltıyor ve ekonomiyi daha adil bir zemine oturtuyor. Bir kilo domatesin yolunu kısaltmak aslında hem çevre hem de cüzdan için kazan-kazan.
Yeşil Rotalama: Neden Bu Kadar Kritik?
Şehir içi taşımacılıkta mesele sadece “kaç kilometre” değil; o kilometrenin nasıl olduğu. Yokuşlu güzergâhlar, yoğun trafik, sürekli dur-kalk yapılan yollar yakıt tüketimini katlıyor. Burada devreye “yeşil rotalama” giriyor. En kısa ya da en hızlı değil; en düşük emisyonlu güzergâhı seçmek, lojistikte büyük bir fark yaratıyor. Eskişehir’de yaptığım tez çalışmasında yeşil rotalama, en hızlı rotaya göre %11, en kısa rotaya göre ise %6 emisyon tasarrufu sağladı. Dahası, ekonomik faydası da azımsanacak gibi değil: 23 ila 42 milyon litre yakıt tasarrufu, yüz milyonlarla ifade edilen TL cinsinden kazanç anlamına geliyor. Bu sonuçlar, rotayı sadece hız ya da maliyet gözüyle değil, emisyon gözüyle de seçmenin ne kadar kritik olduğunu kanıtlıyor.
Ekonomik Gerçek: Çevre ve Cüzdan Aynı Tarafta
Çoğu zaman çevreyle ekonomi birbirine rakipmiş gibi gösterilir. Oysa tez çalışmamda çıkan rakamlar tam tersini söylüyor. Yerel tedarik senaryosunda yıllık 24 milyon TL’yi bulan ekonomik fayda hesaplandı. Yeşil rotalama senaryosunda ise rakam çok daha çarpıcı: kamyonet tipi araçlar üzerinden yaptığım ve ülkedeki kamyonet sayısına oranladığım senaryolarda en hızlı rota yerine yeşil rota seçilirse 672 milyon TL, en kısa rota yerine yeşil rota seçilirse 1,23 milyar TL’yi aşan bir ekonomik kazanç ortaya çıkıyor. Yani doğayı koruyan çözümler aynı zamanda şehrin ve ülkenin ekonomisini de koruyor. Çevre ve cüzdan, aynı tarafta oynuyor.
Son Söz: Görünmeyeni Görmek
Gıdanın yolculuğunu sadece mutfaktaki tabaktan ibaret görürsek, işin yarısını kaçırırız. Çünkü asıl yük, üretimden çok yolda taşınıyor. Eskişehir örneğinde gördüğümüz gibi, yerel kaynaklara yönelmek ve kent içi emisyona göre rotalama yapmak hem karbonu hem de maliyeti düşürüyor. Şehirlerde sürdürülebilir gıda sistemleri kurmanın yolu, görünmeyeni görmeye başlamaktan geçiyor. Tabakta sadece yemek değil, aynı zamanda bir yolculuğun izi var. O izi küçültmek elimizde.
💬 Yorumlarda buluşalım:
Sizce market etiketlerinde fiyatın yanında ürünün karbon ayak izi de yazmalı mı?
Alışveriş alışkanlıklarınızı değiştirmek için sizi en çok ne motive eder: fiyat avantajı mı, çevre etkisi mi?
