Biyoçeşitlilik krizi ve Akbelen: Küresel çerçeveden yerel dersler

Biyoçeşitlilik kaybı “uzak bir doğa sorunu” değil; su güvenliği, tarım, iklim dayanıklılığı ve yerel ekonomiyle doğrudan bağlantılı bir risk zinciri. Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’nin hedefleri ile Akbelen’deki yerel mücadele aynı soruyu soruyor: Koruma kararlarını sahada nasıl uygularız?


Doğa kaybı neden hızlandı?

Biyoçeşitlilik kaybı son yüzyılda hızlanarak “arka plan yok oluş oranının” çok üzerine çıktı. Bu hızlanmanın temel sürücüleri dört başlıkta toplanıyor:

  • Arazi kullanımı değişimi: Tarım genişlemesi, madencilik ve kentleşme doğal habitatları parçalıyor.
  • İklim değişikliği: Türlerin yaşam alanları hızla değişiyor; uyum sağlayamayan türler risk altında.
  • Kirlilik: Pestisitler, plastikler ve su kirliliği ekosistemleri zayıflatıyor.
  • İstilacı türler: Yerel türlerle rekabet ederek ekolojik dengeyi bozuyor.

Bu dörtlü etki, yalnızca tür sayısını değil, ekosistem hizmetlerini de (tozlaşma, su döngüsü, karbon tutumu) zayıflatıyor.


Bilim ne diyor? IPBES + WWF verisi

Bilimsel değerlendirmeler, krizin ölçeğini net biçimde ortaya koyuyor.

  • WWF tarafından yayımlanan Living Planet Report’a göre, 1970–2020 arasında izlenen yaban hayatı popülasyonlarında ortalama %73 düşüş var.
  • IPBES ise yaklaşık 1 milyon türün yok olma tehdidi altında olabileceğini belirtiyor.

Bu verilerin iki kritik anlamı var:

  1. Sorun sistemik: Tek tek tür kayıplarından ziyade ekosistem bütünlüğü bozuluyor.
  2. Eşiklere yaklaşıyoruz: Belirli eşiklerin aşılması durumunda geri dönüş zorlaşıyor (ör. orman–çölleşme geçişleri).

Ancak bu göstergelerin sınırlılıkları da var. WWF’nin endeksi belirli tür gruplarını izler; IPBES tahminleri ise modellemelere dayanır. Yani rakamlar kesinlikten çok trendin yönünü gösterir — ve bu yön net biçimde aşağıdır.


Küresel politika: GBF’nin 23 hedefi

2022’de kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi (GBF), 2030’a kadar doğa kaybını durdurmayı hedefleyen en kapsamlı yol haritasıdır. Çerçeve, 4 ana amaç ve 23 hedef içerir.

Bu hedefleri anlamanın en pratik yolu şu üçlüdür:

1. Hedef → Ne amaçlanıyor?

Örneğin:

  • Kara ve deniz alanlarının en az %30’unun korunması
  • Ekosistem bozulmasının azaltılması

2. Gösterge → Nasıl ölçülür?

  • Korunan alan oranı (%)
  • Tür popülasyon trendleri
  • Ekosistem bütünlüğü indeksleri

3. Uygulama aracı → Nasıl yapılır?

  • Koruma alanı ilanı
  • Finansal teşvikler
  • Şirketler için doğa raporlama yükümlülükleri

GBF’nin en kritik mesajı şu: Koruma yalnızca çevre politikası değil, aynı zamanda ekonomi ve yönetişim meselesidir.


Türkiye’de politika zemini

Türkiye’de doğa koruma yaklaşımı büyük ölçüde 2872 Sayılı Çevre Kanunu ve buna bağlı düzenlemeler üzerinden şekillenir.

Kanunun temel amacı, çevrenin korunması ve sürdürülebilir kullanımını sağlamaktır. Bu çerçevede:

  • ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) süreçleri, projelerin çevresel etkilerini önceden değerlendirmeyi hedefler.
  • Ancak uygulamada tartışma şu noktada yoğunlaşır: ÇED süreçleri koruma aracı mı, yoksa projeleri meşrulaştırma mekanizması mı?

Bu tartışma, Türkiye’de doğa–kalkınma dengesinin en kritik gerilim hattıdır.


Akbelen vakası: kronoloji ve paydaşlar

Akbelen Ormanı, bu gerilimin somutlaştığı örneklerden biri oldu.

Kronoloji (özet):

  • Bölgedeki kömür madeni faaliyetlerinin genişletilmesi planlandı
  • Ormanlık alanın kesimi gündeme geldi
  • Yerel halk ve çevre örgütleri direniş başlattı
  • Güvenlik müdahaleleri ve gözaltılar yaşandı
  • Hukuki süreçler ve kamuoyu tartışmaları devam etti

Paydaşlar ve argümanlar:

Enerji ve ekonomi perspektifi:

  • Yerli enerji üretimi ve arz güvenliği
  • İstihdam ve bölgesel ekonomik katkı

Yerel halk ve çevre perspektifi:

  • Orman ekosisteminin korunması
  • Su kaynakları ve tarım üzerindeki etkiler
  • Yaşam alanı ve geçim kaybı riski

Hukuki ve yönetişim boyutu:

  • ÇED süreçlerinin yeterliliği
  • Katılım ve şeffaflık düzeyi

Akbelen, tek başına bir “orman kesimi” meselesi değil; enerji politikası, yerel ekonomi ve ekolojik değerlerin kesişim noktasıdır.


Yerel korumada uygulanabilir 6 adım

Küresel hedeflerin sahaya inebilmesi için çok aktörlü bir yaklaşım gerekir:

  1. Belediyeler: Yerel biyoçeşitlilik envanteri ve koruma planları oluşturmalı
  2. STK’lar: Veri üretimi ve izleme süreçlerini güçlendirmeli
  3. İşletmeler: Doğa pozitif üretim ve raporlama standartlarını benimsemeli
  4. Merkezi yönetim: ÇED süreçlerinde şeffaflığı artırmalı
  5. Akademi: Yerel veri ve modelleme desteği sağlamalı
  6. Vatandaş: Katılım ve denetim mekanizmalarına dahil olmalı

Sonuç

Biyoçeşitlilik krizi, yalnızca türlerin kaybı değil; ekonomik, sosyal ve iklimsel kırılganlıkların birleştiği bir sistem krizidir. GBF gibi küresel çerçeveler yön gösteriyor, ancak gerçek sınav yerelde — Akbelen gibi vakalarda veriliyor.

Asıl soru hâlâ aynı:

Doğayı korumayı hedefleyen politikaları, sahada adil ve uygulanabilir hale getirebiliyor muyuz?

Yorum bırakın