Sonbaharı Daha Güzel Geçirmek İçin Benim Küçük Listem

Sonbahar geldiğinde yapılacaklar listeme yeni maddeler eklemek gibi bir alışkanlığım var. Daha çok kitap okuyacağım, yeni dizilere başlayacağım, evi düzenleyeceğim, yürüyüş yapacağım, uzun zamandır ertelediğim şeylere döneceğim…

Fakat bir mevsimi güzelleştirmeye çalışırken onu da küçük bir gelişim projesine dönüştürebiliyorum. Sonunda dinlenmek için hazırladığım liste bile tamamlanması gereken başka bir göreve dönüşüyor.

Bu yıl farklı bir liste yapmak istedim.

İçinde satın almak istediğim şeyler, bitirmem gereken kitaplar veya izlemem gereken diziler yok. Daha çok, sonbahar geçip gitmeden yaşamak istediğim küçük anlar var.

Hepsini gerçekleştirmek zorunda değilim. Hatta listenin bazı maddeleri muhtemelen yalnızca güzel bir fikir olarak kalacak. Yine de önümüzdeki birkaç ay içinde günlerin arasına bunlardan birkaçını sıkıştırabilirsem, sonbaharı gerçekten yaşamış gibi hissedeceğimi düşünüyorum.

Güneşli bir sonbahar sabahını kaçırmamak

Sonbaharda güneşli günlerin kıymetini genellikle hava tamamen soğuduktan sonra anlıyorum. Pencereden güzel görünen havaya bakıp “Birazdan çıkarım” diyorum, sonra günün işleri başlıyor ve dışarı çıkmayı akşama bırakıyorum. Akşam olduğunda ise hava çoktan kararmış oluyor.

Bu yıl güneşli bir sonbahar sabahına denk geldiğimde onu mümkün olduğunca ertelememek istiyorum.

Bunun için uzun bir yürüyüş rotası hazırlamama veya bütün günümü dışarıda geçirmeme gerek yok. Kahvemi termosuma koyup yakındaki bir parka gitmek, işe başlamadan önce kısa bir tur atmak veya normalde arabayla geçtiğim bir sokağı yürüyerek görmek bile yeterli olabilir.

Ankara’da sonbahar bazen gerçekten çok kısa sürüyor. Ağaçların sarardığını fark ettiğim günle dalların tamamen boşaldığı gün arasında sanki yalnızca birkaç hafta varmış gibi geliyor. Bu yüzden “Daha sonra çıkarım” demek yerine, güzel havayı yakaladığım anda değerlendirmek istiyorum.

Yürüyüşün sonunda etkileyici fotoğraflarım veya anlatacak büyük bir hikâyem olmak zorunda değil. Biraz hava almak, şehrin renginin değiştiğini görmek ve eve döndüğümde yanaklarımda hafif bir serinlik hissetmek yeterli.

Evde bulunanlarla bir sonbahar yemeği hazırlamak

Sonbaharda mutfağa daha fazla dönüyorum. Soğuk yemekler yerine çorba, fırında sebze ve sıcak içecekler istemeye başlıyorum. Fakat mevsimsel bir tarif gördüğümde, evde olmayan uzun bir malzeme listesiyle karşılaşmak hevesimi azaltabiliyor.

Bu sonbaharda en az bir akşam, yeni bir tarif için alışveriş yapmak yerine mutfakta bulunanlarla sonbahara yakışan bir yemek hazırlamak istiyorum.

Buzdolabında kalan birkaç sebze çorbaya dönüşebilir. Bir süredir bekleyen elmalar fırında değerlendirilebilir. Diğer meyvelerden hoş bir bitki çayı çıkabilir. Dolabın arkasındaki baharatlar, her zaman yaptığım bir yemeğin tadını değiştirebilir.

Ortaya sosyal medyada paylaşılacak kadar güzel bir tabak çıkması gerekmiyor. Hatta yemek tam olarak planladığım gibi de olmayabilir. Benim için güzel olan tarafı, evdeki malzemelere bakıp “Bunlarla ne yapabilirim?” diye düşünmek.

Bazen mevsimi hissetmek için yeni bir şey almaya değil, zaten elimde bulunanları biraz farklı kullanmaya ihtiyacım var.

Ankara’da daha önce yürümediğim bir sokağa sapmak

Bir şehirde uzun süre yaşadığımda onu bildiğimi düşünmeye başlıyorum. Aynı güzergâhlardan geçiyor, aynı yerlere gidiyorum. Bu yüzden, bu sonbaharda Ankara’da daha önce yürümediğim bir sokağa sapmak istiyorum.

Bunun turistik veya özellikle güzel bir yer olması gerekmiyor. Eski bir apartmanın girişini, küçük bir mahalle parkını, daha önce fark etmediğim bir kitapçıyı veya yıllardır aynı yerde duran bir ağacı görmek bile yaşadığım şehirle ilişkimi değiştirebilir. Ki Ankara’nın apartmanları hayli ünlüdür de.

Şehirleri yalnızca önemli yapıları ve bilinen rotalarıyla değil, gündelik hayatın küçük ayrıntılarıyla da seviyoruz. Bir pencerenin önündeki saksılar, kaldırımın üzerine düşen yapraklar, köşedeki küçük dükkân veya akşam ışığının bir binaya vurma biçimi…

Şehir plancısı olduğum için çevreme her zaman dikkatle baktığım düşünülebilir ama bazı günlerde ben de yalnızca yetişmem gereken yere odaklanıyorum. Bu nedenle en az bir yürüyüşte gideceğim yere değil, geçtiğim yere bakmayı denemek istiyorum.

Kaydettiğim bir şeyi sonunda gerçekten kullanmak

Telefonumda daha sonra okumak, izlemek veya dinlemek üzere kaydettiğim sayısız içerik var. Kitaplığımda okunmayı bekleyen kitaplar, dijital platformlarda oluşturduğum listeler, not aldığım podcast bölümleri…

Sürekli yeni öneriler biriktirirken daha önce kaydettiklerime dönmeyi unutuyorum. Bir noktadan sonra sadece daha da büyüyen listelerim olmuş oluyor.

Bu sonbaharda yeni bir liste hazırlamadan önce mevcut listelerimden bir şey seçmek istiyorum. Aylar önce merak ettiğim bir filmi izlemek, yarım bıraktığım bir kitaba dönmek veya “Sonra dinlerim” diyerek kaydettiğim bir podcast bölümünü açmak…

Bunu yalnızca daha az tüketmek açısından düşünmüyorum. Sürekli yeni seçeneklerle karşılaşmak ne istediğime karar vermemi de zorlaştırıyor. Listeler büyüdükçe içlerinden birini seçmek yerine yeniden aramaya başlıyorum.

Belki de yeni bir öneriye değil, bir süre önce merak ettiğim şeyi neden kaydettiğimi hatırlamaya ihtiyacım var.

Bir akşamı telefonda kaybolmadan geçirmek

Akşamları dinlenmek için telefonumu elime alıp fark etmeden saatlerce ekrana baktığım zamanlar oluyor. Birkaç dakikalığına başladığım şey, gece boyunca farklı uygulamalar arasında dolaşmaya dönüşebiliyor. Hiç fark etmeden saatlerimi bir oyuna harcamış olabiliyorum.

Sonunda ne izlediğimi ya da ne yaptığımı tam olarak hatırlamıyorum ama zihnim dinlenmiş de hissetmiyor.

Bu sonbaharda en azından birkaç akşam telefonu tamamen hayatımdan çıkarmadan, ulaşılması biraz daha zor bir yere bırakmak istiyorum. Yanımda durmadığında her boşlukta ona uzanma ihtimalim de azalıyor.

O sırada çok anlamlı veya üretken bir şey yapmak zorunda değilim. Bir şeyler okuyabilir, kedilerimi tarayabilir, müzik dinleyebilir veya yalnızca koltukta oturabilirim.

Amacım kusursuz bir “ekransız akşam rutini” oluşturmak değil. Sadece bir akşamın nasıl geçtiğini gerçekten fark etmek.

Çünkü bazen dinlenmek için ihtiyacım olan şey yeni bir aktivite değil, dikkatimi sürekli bölen şeylere kısa bir ara vermek oluyor.

Paylaşmak zorunda olmadığım fotoğraflar çekmek

Sonbahar, fotoğraf çekme isteğimi artıran mevsimlerden biri. Renk değiştiren ağaçlar, yağmurdan sonra parlayan kaldırımlar, erken kararan gökyüzü ve evde yanan küçük bir lambanın ışığı…

Fakat bir fotoğraf çektiğimde onu nasıl paylaşacağımı düşünmeye çok hızlı başlayabiliyorum. Kadrajı, yazacağım metni veya bir içerikte kullanılıp kullanılamayacağını değerlendirirken o anın kendisinden uzaklaşabiliyorum.

Bu nedenle bu sonbaharda yalnızca kendim için birkaç fotoğraf çekmek istiyorum.

Mükemmel görünmeleri veya birbirleriyle uyumlu olmaları gerekmiyor. Sabah ışığının eve düşüşü, koltuğun üzerinde uyuyan kediler, içtiğim kahve ya da yürürken gözüme takılan sıradan bir ayrıntı olabilir.

Fotoğrafları paylaşmadan saklamak, onları değersiz yapmıyor. Her güzel anın içerik üretmek için kullanılmak zorunda olmadığını kendime hatırlatmak istiyorum.

Belki birkaç ay sonra telefonumda karşıma çıktıklarında, sonbaharın büyük olaylarını değil ama o günlerin nasıl hissettirdiğini hatırlatırlar.

Plansız bir pazar gününe izin vermek

Pazar günlerini bazen dinlenmekten çok yeni haftaya hazırlanmak için kullanıyorum. Çamaşırlar, ev işleri, alışveriş, yemek hazırlığı ve tamamlanmayı bekleyen kişisel işler derken günün sonunda pazartesiye hazır oluyorum ama hafta sonunu yaşamış ve dinlenmiş gibi hissetmiyorum.

Bu sonbaharda en az bir pazar gününü mümkün olduğunca plansız bırakmak istiyorum.

O gün hiçbir şey yapmamak zorunda değilim; aynı şekilde mutlaka bir şey yapmak zorunda da değilim. Geç kahvaltı edebilir, dışarı çıkabilir, evde film izleyebilir veya gün içinde fikrimi birkaç kez değiştirebilirim.

Boş bir günü önceden etkinliklerle doldurmadan geçirmek bana her zaman kolay gelmiyor. Yapılacak bir şey olmadığında, zamanı iyi kullanamadığımı düşünebiliyorum. Oysa belki de günün amacı tam olarak budur: Bir yere yetişmemek ve sonunda ortaya çıkarılması gereken bir sonuç olmadan yaşamak.

Sonbaharı daha güzel geçirmek için kendime verebileceğim en iyi hediyelerden biri, hiçbir şeyi tamamlamak zorunda olmadığım sıradan bir gün olabilir.

Bu listeyi tamamlamazsam ne olur?

Hiçbir şey.

Belki güneşli günleri yine pencerenin ardından izleyeceğim. Belki kaydettiğim filmlerden hiçbirini açmayacağım veya plansız bırakmak istediğim pazar günü yine ev işleriyle dolacak.

Bu listenin amacı sonbaharı en verimli, en estetik veya en huzurlu biçimde geçirdiğimi kanıtlamak değil. Bir mevsimden alınabilecek en yüksek verimi almaya da çalışmıyorum.

Yalnızca günler hızla birbirine karışırken, yaşadığım mevsimi biraz daha fazla fark etmek istiyorum.

Bir sokağa farklı yerden girmek, evdeki malzemelerle yemek hazırlamak, güzel bir havayı ertelememek, paylaşmayacağım bir fotoğraf çekmek veya bir akşam telefonu yanımdan uzaklaştırmak…

Bunların hiçbiri hayatımı değiştirecek kadar büyük değil. Zaten bu yüzden yapılabilir ve kıymetliler.

Benim küçük sonbahar listem bu kez satın alınacaklardan veya tamamlanacaklardan değil, yaşamak istediğim birkaç sıradan andan oluşuyor.

Peki, siz bu sonbahardan geriye nasıl bir küçük an kalsın isterdiniz?

Bir Cevap Yazın