Mevsim Geçişinde Gardırobumu Nasıl Düzenliyorum?

Havaların bir gün serin, ertesi gün yeniden sıcak olduğu o geçiş dönemine geldik. Sabah evden çıkarken ceket alıp almamak arasında kalıyor, öğle saatlerinde giydiğime pişman oluyor, akşam olduğunda ise iyi ki yanıma almışım diyorum.

Gardırobum da bu kararsız havalara benziyor. Bir tarafta kaldırılmayı bekleyen yazlık elbiseler, diğer tarafta aylar sonra yeniden ortaya çıkan kazaklar… Mevsim geçişlerinde dolabın içi kalabalıklaşırken benim aklımda da aynı cümle beliriyor: “Giyecek hiçbir şeyim yok.”

Oysa çoğu zaman sorun kıyafetimin olmaması değil. Kıyafetlerimi bir arada görememem, nelerin hâlâ üzerime olduğunu bilmemem ve sürekli aynı birkaç parçaya uzandığım için geri kalanları unutmam.

Bu nedenle mevsim geçişini yeni kıyafetler almak için bir işaret olarak görmek yerine gardırobumla yeniden tanışmak için kullanıyorum. Her şeyi kusursuz biçimde katladığım, renklerine göre sıraladığım veya belirli sayıda parçaya indirdiğim bir gardırop hedefim yok. Amacım çok daha basit: Elimde ne olduğunu görmek, gerçekten giydiklerimi ulaşılabilir hâle getirmek ve eksik sandığım şeylere gerçekten ihtiyacım olup olmadığını anlamak.

Bütün dolabı aynı anda boşaltmıyorum

Gardırop düzenleme içeriklerinde genellikle ilk adım olarak bütün kıyafetlerin yatağın üzerine çıkarılması öneriliyor. Bunun oldukça etkileyici bir görüntü oluşturduğunu kabul ediyorum. Fakat benim için aynı zamanda yorucu ve göz korkutucu bir yöntem.

Dolabın tamamını bir anda boşalttığımda gün bitmeden her şeyi toparlama baskısı hissediyorum. Bir süre sonra kıyafetleri dikkatle değerlendirmek yerine hızlıca dolaba geri koymaya başlıyorum. Sonuçta yorulmuş oluyorum ama dolapta çok az şey değişiyor.

Bu nedenle gardırobumu kategori kategori düzenlemeyi tercih ediyorum. Bir gün tişörtler ve gömlekler, başka bir gün elbiseler, daha sonra dış giyim veya ayakkabılar…

Böylece karşımdaki kıyafet miktarı daha yönetilebilir oluyor. Her parçaya bakmak, denemek ve gerekiyorsa küçük bir karar vermek için daha fazla enerjim kalıyor. Yarım saat sonunda durmak istersem de bütün yatak kıyafetlerle kaplı olmadığı için süreç yarım kalmış gibi hissettirmiyor.

Gardırobun tek günde kusursuz hâle gelmesi gerekmiyor. Günlük hayatımda olduğu gibi dolabımda da küçük adımlarla ilerlemek benim için çok daha sürdürülebilir.

Yazlıkları kaldırmadan önce kontrol ediyorum

Yazlıkları doğrudan bir kutuya yerleştirip dolabın üst rafına kaldırmak oldukça kolay. Fakat bir sonraki yaz kutuyu açtığımda lekesi çıkmamış, düğmesi kopmuş veya küçük bir tamire ihtiyaç duyan kıyafetlerle karşılaşmak istemiyorum.

Bu yüzden kaldırmadan önce her parçaya kısaca bakıyorum.

Temiz mi? Herhangi bir lekesi var mı? Dikişlerinde açılma olmuş mu? Gelecek yaz yeniden giymek ister miyim? Yoksa bu yaz boyunca hiç giymediğim hâlde alışkanlıkla saklamaya devam mı ediyorum?

Yıkanması gerekenleri ayırıyor, küçük bir tamire ihtiyacı olanları ayrıca bir kenara koyuyorum. Fakat burada önemli bir ayrıntı var: “Tamir edilecekler” yığını da kıyafetlerin yıllarca beklediği yeni bir depolama alanına dönüşebiliyor. Bu nedenle kısa sürede tamamlayabileceğim bir tamirse yapmaya, yaptıramayacağım bir işlemse de parçanın geleceğine gerçekçi biçimde karar vermeye çalışıyorum.

Kaldıracağım kıyafetleri temiz ve tamamen kuru şekilde saklamak, onları bir sonraki mevsimde de kullanabilmemi kolaylaştırıyor. Kutunun içine ne koyduğumu kısaca not etmek de aylar sonra bütün kutuları tek tek açmamı önlüyor.

Sonbaharlık kıyafetlerimle yeniden tanışıyorum

Aylar sonra yeniden karşıma çıkan bazı kıyafetleri görünce onları ne kadar sevdiğimi hatırlıyorum. Bazılarına ise neden hâlâ dolabımda yer verdiğimi anlamıyorum.

Bu aşamada yalnızca kıyafeti sevip sevmediğime bakmıyorum. Günlük hayatıma uyup uymadığını da düşünüyorum.

Çalışırken rahat ediyor muyum? Gün içinde sürekli düzeltmem gerekiyor mu? Altına veya üzerine giyecek uygun bir parçam var mı? Kumaşı beni rahatsız ediyor mu? Temizliği ve bakımı günlük düzenim için fazla zahmetli mi?

Bir kıyafet çok güzel olabilir ama onu hiçbir zaman giymiyorsam, dolabımdaki varlığı bana gerçek bir seçenek sunmuyor. Aksine, gerçekten giydiğim parçaları görmemi zorlaştırıyor.

Bedenime artık uymayan kıyafetler konusunda da daha gerçekçi olmaya çalışıyorum. Bir parçayı yalnızca “belki bir gün olur” düşüncesiyle saklamak, bazen dolabı düzenlemekten çok kendime sürekli bir hedef hatırlatmak anlamına geliyor. Bu nedenle karar verirken şu anki bedenimi ve şu anki hayatımı merkeze alıyorum.

Gardırobumun, başka bir zamandaki hâlim için bekleyen kıyafetlerden değil, bugün kullanabildiğim parçalardan oluşmasını istiyorum.

Hazır kombinler oluşturuyorum

Dolabımda yeterince kıyafet olduğu hâlde sürekli aynı şeyleri giymemin en önemli nedenlerinden biri, sabahları yeni bir kombin düşünmek istememem.

Bu nedenle mevsim geçişinde kıyafetleri düzenlerken birkaç hazır kombin oluşturuyorum. Bir pantolonu farklı üstlerle, bir elbiseyi hırka veya ceketle, sık kullandığım bir gömleği birkaç farklı alt parçayla deniyorum.

Ortaya çıkan ve içinde rahat hissettiğim kombinlerin fotoğrafını telefonla çekiyorum. Bu fotoğrafların estetik görünmesi gerekmiyor; yalnızca daha sonra hatırlamamı sağlamaları yeterli.

Acele ettiğim sabahlarda dolabın karşısında uzun süre beklemek yerine bu fotoğraflara bakabiliyorum. Böylece hem karar verme sürem kısalıyor hem de genellikle unuttuğum parçaları daha fazla kullanıyorum.

Farklı eşleştirmeler yapmak, yeni bir kıyafet almadan da gardırobumu yenilenmiş gibi hissettirebiliyor. Bazen ihtiyacım olan şey gerçekten yeni bir parça değil, elimdeki parçaları başka türlü bir araya getirmek oluyor.

Alışveriş listemi hemen hazırlamıyorum

Mevsimlik kıyafetler yeniden ortaya çıktığında bazı eksikler fark edebilirim. Ancak gardırobu düzenlediğim gün alışverişe çıkmamaya çalışıyorum.

Çünkü o anda gördüğüm her boşluğu gerçek bir ihtiyaç sanmak kolay. Oysa birkaç hafta boyunca sonbaharlık kıyafetlerimi kullandıktan sonra hangi parçaya gerçekten ihtiyaç duyduğum çok daha net ortaya çıkıyor.

Bir şeyi alışveriş listeme eklemeden önce kendime şu soruları soruyorum:

  • Bu parçaya hangi günlerde ihtiyaç duyuyorum?
  • Dolabımda aynı işi görebilecek başka bir kıyafet var mı?
  • Alacağım parçayı mevcut kıyafetlerimden en az üçüyle kullanabilir miyim?
  • Yalnızca trend olduğu için mi hoşuma gidiyor?
  • Kumaşı, kesimi ve bakım koşulları günlük hayatıma uygun mu?
  • İkinci el olarak bulabilir veya elimdeki bir parçayı tamir ederek aynı ihtiyacı karşılayabilir miyim?

Bekleme süresi sonunda bazı ihtiyaçların tamamen ortadan kalktığını görüyorum. Gerçekten gerekli olanlar ise daha belirgin hâle geliyor. Böylece mağazada karşıma çıkan rastgele bir parçaya göre değil, gardırobumun gerçek ihtiyacına göre seçim yapabiliyorum.

Bu yaklaşım alışverişi tamamen hayatımdan çıkarmıyor. Yalnızca aldığım parçaların daha uzun süre kullanılan, diğer kıyafetlerimle uyumlu ve gerçekten ihtiyaç duyduğum şeyler olmasını sağlıyor.

Dolaptan çıkanları hemen bağış kutusuna atmıyorum

Gardırop düzenlemenin en rahatlatıcı anlarından biri, kullanmadığımız kıyafetleri dolaptan çıkarmak olabilir. Fakat bir parçayı kendi evimden çıkarmam, onun ortadan kaybolduğu anlamına gelmiyor.

Bağışlamak değerli bir seçenek olsa da her kıyafet bağışlanabilecek durumda değil. Lekeli, yıpranmış veya kullanılamayacak durumdaki parçaları bir başkasının sorumluluğuna bırakmak gerçek bir çözüm oluşturmuyor.

Bu yüzden dolaptan çıkanları birkaç gruba ayırıyorum:

  • Kullanılabilir ve gerçekten ihtiyaç sahibine ulaştırılabilecekler,
  • Satılabilecek veya takas edilebilecekler,
  • Tamir edilerek yeniden kullanılabilecekler,
  • Temizlik bezi gibi başka bir işleve dönüştürülebilecekler,
  • Kullanılamayacak durumda olup uygun tekstil toplama noktalarına götürülmesi gerekenler.

Burada kendime süre koymak da önemli. Satmayı düşündüğüm kıyafetleri aylarca evin bir köşesinde bekletmek istemiyorum. Belirlediğim süre içinde ilgilenemiyorsam başka bir değerlendirme yöntemine geçiyorum.

Aynı şekilde, yalnızca “bir gün dönüştürürüm” düşüncesiyle büyük bir kumaş yığını oluşturmak da atığı ortadan kaldırmıyor. Gerçekten yapabileceğim projelerle, yalnızca yapmak istediğimi düşündüğüm projeleri birbirinden ayırmaya çalışıyorum.

Gardırobumu sayılarla değil kullanımla değerlendiriyorum

Minimalist gardırop denince belirli sayıda parçaya sahip olmak veya bütün kıyafetleri birkaç renkle sınırlandırmak akla gelebiliyor. Benim içinse iyi bir gardırobun tek bir doğru sayısı yok.

Bir kişinin çalışma düzeni, yaşadığı şehir, günlük hayatı, bedeni ve giyim tercihleri ihtiyaç duyduğu kıyafet miktarını değiştirebilir. Ankara’nın bir gün içinde bile değişebilen havası düşünüldüğünde, katmanlı giyinmeye uygun birkaç farklı parçaya sahip olmak benim için oldukça işlevsel.

Bu yüzden dolabımdaki parça sayısından çok kullanım durumuna bakıyorum.

Kıyafetlerimin büyük bölümünü gerçekten giyiyor muyum? Birbirleriyle uyumlu mu? İçlerinde rahat hissediyor muyum? Bakımlarını yapabiliyor muyum? Aradığım şeyi dolabın içinde kolayca bulabiliyor muyum?

Bu soruların yanıtı evetse gardırobumun mutlaka çok küçük olması gerekmiyor. Önemli olan, kıyafetlerin dolapta beklemek yerine hayatımın içinde yer alması.

Amaç daha az kıyafet değil, daha çok kullanılan bir dolap

Mevsim geçişinde gardırobumu düzenlemek bana yalnızca fiziksel alan kazandırmıyor. Elimde ne olduğunu görmemi, alışveriş kararlarımı ertelememi ve uzun zamandır kullanmadığım kıyafetlerle ilgili daha bilinçli kararlar vermemi sağlıyor.

Her parçayı sevmek, her kıyafeti yıllarca saklamak veya dolabı belirli bir sayıya indirmek zorunda değilim. Ancak bir kıyafeti satın alırken, kullanırken ve hayatımdan çıkarırken biraz daha dikkatli davranabilirim.

Benim için sürdürülebilir bir gardırop, kusursuz bir kapsül gardırop fotoğrafına benzeyen değil; içindeki parçaların büyük bölümü gerçekten kullanılan gardırop.

Bu sonbahar yeni bir şey almadan önce dolabımda bulunanlarla birkaç hafta geçirmeyi deneyeceğim. Belki eksik sandığım parçaların bir kısmının zaten orada olduğunu, yalnızca onları görmediğimi fark edeceğim.

Peki, sizin gardırobunuzda sonbahar boyunca en çok kullanacağınızı bildiğiniz üç parça hangisi?

Bir yanıt yazın