Doğal Sermaye: Doğa Bir Sermaye Midir?

Günümüz sosyo-kültürel yapısı her türlü varlık biçimini bir sermaye olarak görme hatasına düşüyor: beşeri sermaye, doğal sermaye, kültürel sermaye ve hatta simgesel sermaye… Ama dünya aslında sermayelerden meydana gelmez. Nasıl ki bireyler beşeri bir sermaye, yani mal değildir; doğa da doğal sermaye diye anıldığında da bir mal, bir kaynak olamaz. 

Doğadan söz ederken kaynak demek bile hatalıdır. Elbette doğada var olan her bileşen, bir yaşam formunun hayat kaynağıdır. Ancak bizler kaynak derken bahsettiğimiz şeyi, yani doğayı bilincimizde, bilinçaltı ve toplumsal bilinçte metalaştırıyoruz. Bu nedenle kaynak demek yerine varlık demeyi tercih edenler de var. Ancak bu noktada da yine ince detayları kullanabilenler oluyor. Çünkü varlık hem var olma durumu (being) anlamına geliyor hem de para, mal, mülk, zenginlik (asset) anlamına geliyor. Yani, belki de, doğa için varlık bile dememek gerekiyor. Zaten adı olan bir şey olduğu için doğa demek yeterli sanki.

Doğal sermaye, hatta ekosistem hizmetleri söylemleri bile doğa için bir stres kaynağı oluşturuyor ki bu kavramların doğa koruma amacıyla ortaya atıldığı düşünüldüğünde bu durum biraz kafa karıştırıcı. Ama Maslow’un “Eğer sahip olduğunuz tek şey bir çekiçse, her şeye çivi gibi davranırsınız” söylemine paralel olarak insanlar, kurdukları sistem sermaye üzerine olduğu için doğayı da böyle yorumlamaya yönelik davranıyorlar. Tabii buradaki sorun yalnızca doğanın paha biçilemez bir şey olması değil, bir şeye paha biçmeye çalıştığımızda onu tehlikeye atmamızda da yatıyor. Karbon borsalarının karbon salımına engel olmayıp bu salımları aklama mekanizmasına dönüşmesini buna örnek olarak görebiliriz. Atmosferi paraya konu ederek korumaya çalıştığımızda verilen zararları meşru hale getiriyoruz.

Kaynak ya da maddi anlamda varlık olarak görmeye yatkın olduğumuz doğa bir anda ekonomik sistemin bir parçası oluveriyor; onu korumaya çalışırken bile… Halbuki ekonomiler ekosistemlerin içinde var olabilir, aksi değil. Sermaye ise yalnızca belirli sosyal ilişkiler kümesinde, yani toplumsal yapılarda anlamlı olan bir kavramdır. Sermaye kavramı ticaret ile doğrudan ilişkilidir ve doğal sermaye, beşeri sermaye, finansal ve sosyal sermaye dediğinizde bu kavramlar arasında bir ticaret yapma eylemine vurgu yapılmış olur. 

Doğayı bir tür sermaye olarak tanımladığımızda ise bir ticaret söz konusu. Biz doğal sermayeden faydalanabiliriz. Ama unuttuğumuz gerçek, biz doğaya geri ödeme yapmayız. Maddi ya da fiziksel başka bir yöntemle, doğaya karşılık vermeyiz. Eğer temiz çevre için verdiğiniz vergileri bu kapsamda bir harcama gibi düşünüyorsanız, üzgünüm, o para da doğrudan insanlar için harcanıyor, doğa için değil. Bir ticaret söz konusu olduğunda insanlar kendi kârlarını düşünerek hareket ederler ve insanların kârına olan şey genelde doğanın zararına olur. 

Tüm bunlardan dolayı, doğal sermaye yaklaşımının doğal sistemlerin karmaşıklık ve öngörülemezliğini asla karşılayamayacağına ilişkin kaygılar gelişmektedir. 

Tarih boyunca ve günümüzde, insanlar doğal sistemlerin kendisi için olduğu düşüncesine sahip kültürlerde yer aldı. Dolayısıyla doğaya bir sermaye gözüyle bakmak kültürel olarak kolay ve anlamlı oldu. Sömürgeci sistemin önce insanlara, sonra hayvanlara ve diğer doğal bileşenlere kabus gibi çökmesinin ardında da bu düşünce yer alıyor. Ama bu yaklaşım varlığını sürdürdüğü süreçte, insanlar dahil tüm canlıların parçası olduğu doğal sistem çökme yolunda hızla ilerliyor. 

Doğanın bir sermaye olarak görülmesindeki bir diğer sorun ise halkta “Parası neyse veririz” algısı yaratması. Doğayı ekonomik terimlerle anlattığımızda (örneğin ekosistem hizmetlerinden faydalanılarak ne kadar zarardan kurtardığınızı söylediğinizde, su kaynaklarını koruyarak yapılmasının önüne geçilen yatırımlarla kaç milyar dolarlık kazanç sağladığınızı söylediğinizde) insanlar doğayı ekonomik sistemin bileşenlerinden biri olarak görerek duyarsızlaşabilir. Halbuki doğal sistemlerde yaşanan bozulmalar maddi kaynaklarla düzeltilemeyecek ölçülerde yaşanıyor. Dünya üzerindeki tüm sermayenin birleşip yapacağı teknolojik yatırımlar bile verilen zararı telafi etmek için yeterli olmayabilir. Çevresel konulara vurgu yapmak ve insanları harekete geçirmek istiyorsak, bunu paradan değil doğadan söz ederek yapmamız daha mantıklı olacaktır. Örnek vermek gerekirse, karbon salımlarından söz ederken kaç ağacın ne kadar karbon salımını dengelediğini söylememiz, paradan çok daha harekete geçirici olacaktır – bu noktada da ağaçların diğer tüm doğal sistemdeki rollerinden yalıtılarak yalnızca karbon yutağı olarak görülme riski var tabii ki, ya da ağaç dikerek karbon salımını meşrulaştırmaya çalışanların ortaya çıkma riski…

Doğal sermaye, stratejik ve mekânsal planların üretim süreçlerinde yeni çevre politikası oluştururken iyimser ve pragmatik bir yol olarak kullanılıyor. Ama doğa korumanın, mevcut ekonomik düzenden sıyrılıp sosyal ve ekonomik örgütlenme olarak farklı bir biçimde mümkün olabileceği yollar düşünülmeli. Yani doğaya bir sermaye gözüyle bakmadan, ekonomik bir atıf yapmadan, insan için değil, doğanın kendisi için korunmasının bir yolu aranmalı. Einstein’in dediği gibi, problemi ortaya çıkaran zihniyetle o problemi çözemezsiniz. Doğaya bu kadar zarar verdiğiniz kapitalist bir düzen içinde, sermaye yaklaşımıyla doğayı koruyamazsınız. Bu yüzden kendimizi doğadan ayrı ve/veya üstün görmeden, onunla uyum içinde işleyecek alternatif yollar arayıp bulmak zorundayız.

İlk olarak Greenvibes Ekolojik’in Bülteninde yazdığım bu yazıma ve daha fazlasına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s